KARDELENIM
VE CANIM KIZLARIM

osmanli delileri

OSMANLI’NIN DELİLERİ

 

deli

 

Osmanlı ordusu, devletin çöküşüne kadar hayranlıkla yâd edilen bir müessese olmuştur. Nevi şahsına münhasır bir keyfiyette ordunun önünde yer alan ‘Deliler’, en ilgi çeken birliktir. ‘Osmanlı tokadı’ kavramını hafızalara kazıyan bu cesur askerleri gelin birlikte tanıyalım.

Venedikli yazar Vecellio’nun, 1550 yılında çeşitli milletlerin kıyafetlerini incelediği çalışmasında; “… Öylesine cesur hareket ederlerdi ki, insanları gölgelerinin bile öldürücü olduğuna inandırmışlardı.” şeklinde bahsettiği ‘Deliler Ordusu’, kuşkusuz üç kıtaya hükmeden Osmanlı Devleti’nin önemli askerî birliklerindendi… Peki, ordu içindeki mahiyetleri ile kuruldukları günden bu yana ilgi odağı olmayı başaran, tarihteki ünlü seyyahların dikkatlerini çekip seyahatnamelerine konu olan bu ‘Deliler’ kimdi? Tarih sahnesinden çekildikten sonra bile maketlerinin yapılarak yaşatılmalarına sebep olan özellikleri neydi?  Sahiden deliler miydi?

deli2

Deli’ kelimesi, mecazî olarak azgın, korkusuz, gözüpek, atılgan, ateşli manalarına geliyor. Ünlü tarihçi Yılmaz Öztuna da kelimenin Osmanlı Türkçesinde bulduğu yeri ‘akıl almayacak derecede cesur’ cümlesiyle ifade etmiş vakti zamanında. İşte 15. yüzyılda tarih sahnesine çıkan Deliler’in bu adla anılmasının mahiyeti, savaşlarda bu anlamla uyuşan performans göstermelerinden ileri geliyor. 17. yüzyılda yaşamış Fransız mühendis ve asker Alain Mnesson Malet’in, “Bunlar öyle cesurlardı ki bir tarafın hizmetine girdikten sonra, onları vazgeçirebilecek hiçbir ceza korkusu yoktur. Bu nedenlerden dolayı Türkler onlara ‘Deli’ adını vermişlerdir ve bu ad dillerinde gözü pek anlamlarına gelir.” şeklindeki izlenimleri de bu adla anılma sebeplerini anlatır nitelikte.

Tarih sahnesine çıkışları 15. yüzyıla denk gelen Deliler, ilk başlarda sadece birer bölük birliği iken zamanla savaşların olmazsa olmazları haline geliyorlar. Görevleri, sefere ordunun önünden gitmek ve korkusuzca düşman saflarına hücum etmek… Öncü birlik olarak seferi başlatmalarının sebebi ise düşman ordusunu iri cüsseleri, giydikleri kıyafetler, insan boyunu aşan silahlarıyla dehşete düşürüp, korkmalarını sağlamak. Böylece, düşmanın azmini kırmış oluyor ve arkadan gelen ordu daha rahat savaşıyor. Bu özellikleriyle adeta savaşı şova dönüştüren Deliler’in bunun yanı sıra, hemen savaş başlar başlamaz düşman süvarilerini esir alıp orduları hakkında bilgi edinmek gibi bir yükümlülükleri de var.

deli1

Ne var ki, Deliler Ocağı’nı yabancı gezginlerin dillerinde efsaneleştiren ve Orta Avrupalı devletler tarafından taklit edilmesine yol açan dehşet verici görünüşe sahip olmaları öyle kolay olmuyor. Yani dünya savaş tarihinin en sıra dışı savaşçıları arasında görülen ‘Deli’ statüsünde bir asker olabilmek için çeşitli özelliklere sahip olmak gerekiyor.

Mallet’in Deliler ordusundaki askerlerin fizikî özellikleri hakkında verdiği bilgiler de ocak için alınacak askerlerde dış görünüşün önemli olduğunu doğruluyor. Mallet’e göre Deliler; iri cüsseleri, kuvvetli fizikleri ve büyük bıyıklarıyla gururlu bir görünüşe sahipler. Turhal, araştırmaları doğrultusunda Deli olabilmek için gerekli özelliklere bir de savaş becerilerini ekliyor. Bu ocağa girmek isteyenlerin savaşlara katılması, orada silah kullanma atikliğini göstermesi ve en az 9-10 tane düşman süvarisini öldürmesi şart. Konuya dair bilgiler, Enderun’da eğitim görmüş İtalyan Luigi Bassano’nun kitabında da yer alıyor. Bassano, şartları yerine getiren erkeklerin, düzenlenen bir törenle yemin ettiğini ve deli başlığını giyerek ocağa resmen katıldığı bilgisini veriyor. Fakat, tüm Osmanlı birliklerinde olduğu gibi Deli Ocağı’nda da yeminini tutamayıp töreleri çiğneyenler, cezalandırılıyor ve başlıkla rı alınarak ocaktan atılıyorlar. Bu arada Deli Ocağı’na girebilmek için belli bir ırktan olmak gerekmiyor. Müslüman olmayı kabul eden Boşnak, Sırp ve Hırvatlar da birliğe kabul edilebiliyor. Ancak Turhal, delilerin büyük çoğunluğunu Türklerin oluşturduğunu kaydediyor.

Abdullah Turhal’a göre Deliler, kıyafetleriyle de farklılık gösteriyor. Tarihçiler onların giydiği kıyafetleri 17. yüzyıl öncesi ve sonrası olmak üzere iki dönemde inceliyor. 17. yüzyıla kadar kıyafetleri tek tip değil; ama buna rağmen orduya bakıldığında kimin Deli Ocağı’na mensup olduğu anlaşılıyor. Çünkü; önden gidip, düşmana korku salmak için savaş alanlarında cenk eden Deliler, kendilerini dehşet verici bir görünüşe sokmak için kıyafetlerini yırtıcı, savaşçı hayvanların derilerinden tercih ediyor. Hatta, kuş cinsi hayvanların kanatları ve tüylerini kullanarak kendilerine olağanüstü güce sahip olduklarını hissettirecek bir hava vermeye çalışıyorlar. Mesela başlıklarını benekli sırtlan, samur, kaplan, leopar derisinden yapıp, üzerine kartal kanatları takıyorlar. Üzerlerine leopar, kaplan gibi hayvanların postlarını geçiriyorlar. Şalvarlarını ise ayı ve kurt postundan tercih ediyorlar.

Evliya Çelebi de meşhur Seyahatname’sinde, bu askerlere yabancı gezginler gibi yer veriyor. Çelebi, onların mehabetli (ulu) ve şeci (yiğit) askerler olduğunu ve koltuk altlarına karakuş kanatları bağladıklarını aktarıyor. Rivayetlere göre, meşhur Osmanlı tokadının kahramanı da bu askerler. İri cüsselerine elleriyle katkı sağlamak isteyen Deliler, düşmanı silahsızken de kolayca yere serebilmek için ellerini mermere vurarak büyütüyorlarmış. Zaten ‘Osmanlı tokadı’ mevzuu da Deliler’in savaşlarda düşmanı elleriyle yıktıkları için ortaya çıkıyor.

Deliler, düşman karşısında korkunç oldukları kadar korkusuzlar da. Cesaretlerini savaşa önde giderek göstermiyorlar sadece. Onlar, gelen oklar ve ateşli silahlardan korunmak için diğer askerlerin giydiği zırhlardan giymiyorlar. Çünkü, ‘yazılan gelir başa’ inanışı var hepsinde. Pek çok tarihçiye göre, korkusuzca savaşmalarının sebebi de kadere olan bu teslimiyetleriyle alakalı. Bir anlamda Rıfai tarikatının etkilerinin görüldüğü Deliler Ocağı, Osmanlı’daki diğer birlikler gibi Hz. Ali’ye değil, cesareti ve savaşçılığını kendilerine benzettikleri Hz. Ömer’e bağlı. Bu sebeple “Kalpaklarımız Emirü’l-mü’minün Hz. Ömer’in çizmesinin koncuğudur, ocağımız müşarünileyh efendimize mensuptur.” cümlesi, dillerine pelesenk olmuş bir dua gibi adeta.

İnsanın deli olası geliyor…