KARDELENIM
VE CANIM KIZLARIM

MASAL(KECI PADISAH)

Keçi Padişah
Bugün ateşim çıktı. Önce kıpkırmızı oldum, sonra üşümeye başladım. Ardından da mide bulantısı? Sonuçta da tahmin edeceğiniz gibi hastane kapısında gözümü açtım. Doktor sadece şurup yazdı. Midem çok kötü, canım bir şey yemek istemiyor. Belki şehriye çorbası içebilirim.
Herkes öyle iyi davranıyor ki sanırsın padişah torunuyum. Annemler, beni merak etmiş. Özlediğimden olacak elimde olmadan ağladım. "Çok hastayım, gelseniz ya!" dedim telefonda.
Bugün erken yatacağım, hiçbir şey yapacak hâlim yok. Rüyamda yastık yine başucuma geldi. Ben bugün gelmez sanıyordum ama gelmiş. "Hastayım." dedim. "Hayır, iyisin!" dedi. Kendime dikkat ettim, hakikaten de hasta değildim. Demek ki rüya âlemi böyle oluyor. "Nereye gideceğiz?" diye sordum, "Bu defaki muhteşem bir seyahat olacak." dedi. Ben de yastığın üzerine oturup kendimi ona bıraktım.
Yükseldik, yükseldik ta dağların zirvelerine yaklaştık. Bir dağın en tepesinde, yüksek bir uçurumun başında inatçı bir keçiyle göz göze geldik. "Geldik mi?" der gibi yastığa baktım. "Evet, geldik." dedi. Bu keçiye soru soracakmışım. Bizim köyde de keçiler vardı, neden buraya kadar geldik diye merak ettim. Dediğine göre bu keçi özelmiş, kendini dünyanın padişahı zannediyormuş.
Keçi bu sözleri duyunca sert sert bakarak, "Sadece dünya mı, ben bütün bu galaksilerin de padişahıyım, her şey benim emrime amade!" dedi. Keçiyi görseniz bir kibir, bir kibir? Herkesten üstünmüş gibi göğsünü öne çıkarmış, kafasını yukarı kaldırmış. "Nasıl kapıldın böyle bir kuruntuya?" diye sordum. Kızgınlıkla "Ne kuruntusu, gerçek bu! Yoksa bana inanmıyor musun?" dedi. "Evet, inanmıyorum." dedim. "Anlatayım da inan o zaman." diyerek anlatmaya başladı:
"Görmek istediğim vakit, Güneş'e seslenir, istediğim parlaklıktaki ışığı gönder derim, o da gönderir. Sonra derim ki atmosfere, zararlı ışınları süz. O da süzer, içeri almaz. Mesela nefes alasım gelir, seslenirim Dünya'ya, ?Bana şöyle oksijenli falan bir hava hazırla!' diye, hemen yapar, hiç itiraz edemez. Sonra karnım acıkır, söylerim toprağa, bana en lezizinden ot çıkarır, afiyetle yerim. Yorulurum, gece olsun isterim. O da olur. Tatlı su isterim, dağlardan akar gelir. Daha neler neler... Ben padişah olmayayım da ne olayım söylesene bana?"
Keçi bunları anlatırken yastığa baktım, kıkır kıkır gülüyor. Yaklaştım yanına "Ne oldu?" diye sordum. "Kendini iyi kaptırmış. Şu dürbünü bir çıkartsana." dedi. O kibirli keçi, ellerimi halka yapıp dürbün yaptığımı görünce telaştan az daha aşağı düşecekti. Sonra yastığa kızdı. "Dürbününüz olduğunu neden söylemediniz? Şimdi bir de soru sorarsınız." dedi. Ben girdim araya, "Sorarız tabi, söyle bakalım senin emirlerini gerçekte kimler dinler?" dedim. Sonra dürbünümü gözüme getirdim; keçinin ön ayakları ileriye, arka ayakları geriye doğru uzadı, ortası çukurlaştı. Kenarlarında kanat benzeri çıkıntılar oluştu, üzerinde de camdan bir kapak. Ben olanlara hayretle bir anlam vermeye çalışıyordum. "Yastık bak, bizim keçi uçağa dönüştü!" diye seslendim. Keçi çıkıştı. "Ne uçağı, görmüyor musun senin için uzay mekiği olduk." dedi. Yastık, "Haydi bin." dedi. Ben de uzay mekiğinin keçi tüyünden koltuğuna yerleştim. Yastık binmedi, arkamızdan gelecekmiş. "İlk durağımız Güneş." diye bir anons duyuldu içeride. Süratle koca ateş topunun yanına vardık. Güneş kalkanı diye bir şey varmış, onu açmış bizim keçi mekik. Sıcaktan etkilenmedik böylece. Oraya varınca Güneş'e sordum "Sen, keçi padişahı tanır mısın?" diye. Ne gezer, adını bile duymamış. Hatta keçi ne demek onu bile bilmiyor daha. "Ama sana emirler veriyormuş, sen de ona göre ısı ve ışık gönderiyormuşsun!" dedim. Kahkahalarla gülmeye başladı. "Var git işine çocuk, ne keçisi, ne padişahı? Ben daha dünyanızın yerini bile bilmem; kaldı ki bir keçi için kendimi ayarlayayım. Güldürme beni." "Ama tam onun istediği gibi gönderiyorsun ışınlarını." dedim. "Vallahi orasını ben bilmem, haberim yok. Bilse bilse Gizli El'in sahibi bilir, zaten O ayarlıyor her şeyi."
"Gizli El'e bakayım." dedim. Yastık, "Daha seyahatimiz bitmedi. Git sor bakayım Dünya'ya, acaba tanır mıymış keçi padişahı?" dedi. Gittim sordum; hiçbirinin haberi yok bizim keçiden. Ne toprak tanıyor onu ne atmosfer... Hepsinin ağzında aynı cümle "Biz keçi falan tanımıyoruz, tanımadığımız birine göre de kendimizi ayarlayacak değiliz. Git Gizli El'den sor. Zaten bütün ayarları O yapar." "Ya keçinin emirleri?" diye sordum. "Güldürme bizi çocuk. Baksana şuna, o daha damarındaki tansiyona bile hâkim değil ki gelip bize hâkim olsun. Çok güçsüz ve zayıf olduğundan Gizli El'in sahibi ona şefkat etmiş. Hani hasta çocuklara çok iyi bakılır ya aynı onun gibi.
Gitme vaktimiz gelmiş ama ben hâlâ Gizli El'i görememiştim. Meraktan içim içimi kemirirken tatlı bir ses çalındı kulağıma. "Hikmet, kalk şurubunu iç yavrum." Aman Allah'ım annem gelmiş! Hakikaten insan hastayken padişah olduğunu zannediyor. Baksanıza sabahın köründe, sırf ben istedim diye gelmişler?