KARDELENIM
VE CANIM KIZLARIM

MASAL (GIZLI EL)

Gizli El
Sahici Köyün Masaldan Kalıpçısı

Dün dedemler geldi. Kucak dolusu hediye almışlar. Babaannem kazak; dedem ayakkabı almış bana. Renkleri muhteşemdi. Ayağıma küçük geldiler. ?Büyüyeceğini hesap etmemişiz.? dedi babaannem. Hevesim kursağımda kaldı.
Akşam televizyonu hiç açmadık. Dedemin hatıralarını dinledik uzun uzun. Masalcılar gelirmiş köylere! Hiç duyulmadık masallar anlatırmış. ?Hey gidi günler!? dedi dedem. Anlattı da anlattı.

Derken benim uyku vaktim geldi. Annem başıma dikildi. Önce Nas ve Felak surelerimizi okuyalım, sonra ver elini yastık. Bakalım bu gece nerelerde gezdirecek beni.

Yolculuk Başlıyor

?İlginç birini görmeye gideceğiz bu gece.? diye fısıldadı kulağıma. ?Kalıpçı? diye çağırıyorlarmış. Güya her şeyi bilen, bilmediklerini atan, kör gözlü, topaç başlı ?Tabiat Ana? diye birisiymiş. Gidelim görelim bakalım, dedik. Saatlerce döndük durduk. Bir türlü bulamadık. Sanki yer yarılmış da dibine girmiş. Gittik yerin dibine baktık; orada da yok. Bari soralım dedik. ?Eskiden kâinat fabrikasında çalışırmış.? dediler ama fabrikanın yerini bilen yok. Ümidi kesmiştim ki yastık omzuma dokundu: ?Bu gözlerle o fabrikayı göremeyiz zaten. Sen şu dürbününü çıkarsana.? dedi.

Dediğini yapınca, çevremdeki her şey dönmeye başladı. Sonra hızlandı büyük bir hortuma dönüştü. Bizi bulunduğumuz yerden alıp Dünya?yı küçücük görecek kadar yükseğe çıkardı. Buradan bakınca Dünya öyle ilginç görünüyordu ki! Âdeta koca bir sanayi ülkesi. Milyonlarca atölye birleşip koca bir fabrika meydana getirmiş sanki. İçinde bildik bilmedik her şey üretiliyor. Atölyelerin tam ortasına indik. Gözlerimiz Kalıpçı?yı ararken önümüzden ellerinde plan kâğıtları ve şeffaf kalıplarla bir şeylerin geçtiğini gördük. Onları takip edince kendimizi küçük bir kulübenin önünde buluverdik.

Kalıpçının Kulübesi

Kapıya, ?Kalıpçı?nın Kulübesi? diye yazmış birileri. İçerisi çok karanlık, göz gözü görmüyor. Kimse kapıdan içeri giremiyor. Sırası gelen, kalıpları buluyor. Nasıl olduğunu, kimin verdiğini bilmeden alıp gidiyor. Dayanamadım, kafamı pencereye dayadım. Bir de ne göreyim! İçerisi bomboş. Ne kalıp yapan var, ne plan çizen ihtiyar falcı. Meğer hepsi uydurmaymış.

Kalıpçı Değilse Kim?

O esnada dürbünümü ayarlayıp, ?Kim yapıyor bu kalıpları!? diye bağırarak sordum. Birden bütün nöbetçiler dağıldı. Bembeyaz yeleli iki atın çektiği bir fayton üzerimize geldi. Ben herhâlde bizi tepeleyecek derken, önümüzde durdu. Kırmızı püsküllü elbiseler içinde bir hizmetkâr, kapıyı açıp bizi içeri buyur etti. Faytonun yumuşacık koltuklarına kurulduk. Yastık, yol boyunca minderlere kusur buldu durdu. Kıskandı besbelli. Faytonla atölyelerin bulunduğu sokaklarda gezindik. Dikkat ettim, bildiğim ne varsa burada bir atölyesi vardı. Meyvelerin, hayvanların, gezegenlerin? Hepsi buralarda yapılırmış hatta insanlar bile. Ama bunların her bir uzvu ayrı bir tezgâhta kalıba dökülüyormuş. Hepsinin hammaddesi de dört basit madde o kadar. Su aygırı da Satürn?ün halkaları da aynı maddelerden yapılıyormuş. İşin ilginç tarafı kâinat fabrikasının farklı atölyelerinde üretilen parçalar, birbirlerini bilmeden meydana geldikleri hâlde birbirlerine tam uyuyorlarmış.

Organların üretildiği atölyeleri görünce dudaklarım uçukladı. Gözün fabrikası başka, kalbin fabrikası başka; alt dişler ile üst dişler ayrı tezgâhlarda yapılıyor. Akciğerin havadan, havanın akciğerden haberi yok. Ama yapılan her şey mükemmel bir uyum içinde.

İşte o görünmez kalıplar, ölçüler burada gerekiyormuş. Ölçüsüz, kalıpsız, rastgele üretilse; hiç görmedikleri diğer parçaya nasıl uysunlar değil mi? Bazı uyanıklar, kalıpların nereden geldiğini göremeyince, ?kalıpçı? diye birini uydurmuşlar.

Ayak-Tırnak Fabrikası

Dürbünümü atölyelerden birine yaklaştırdım, baktım insan ayağı üretiliyor. Kemiklerin hepsi aynı maddeden yapılıyor. Hepsi de aynı anda büyümeye başlıyor. Ama bazıları gizli bir sınıra kadar gidiyor orada duruyor. Büyümeyi kesip kısacık kalıyor. Bazıları durduk yere çukurlaşıyor, bazılarında çıkıntılar meydana geliyor.
Yastık, ?Manevi kalıplarının şeklini alıyorlar.? dedi. Ben ona dikkat ederken, ?Parmakların kalıpları geldi.? dediler. Getiren yine görünmeden kaybolmuş. Bunu duyunca yastıkla birbirimize gülümsedik. Meğer Kalıpçı diye bildikleri, her şeyin arkasında iş gören Gizli El?in sahibiymiş...

Gizli El, gizli ama yaptığı işler ne kadar da açık diye düşünürken, ayağımda bir gıdıklanmayla gözlerimi açtım. Baktım babaannem ayaklarıma bir şeyler giydirmeye uğraşıyor. O da ne? Yeni ayakkabı! Dedemle sabahın köründe çıkıp yeni bir çift almışlar. Olmazsa değiştiririz diye de ayağımda deniyorlarmış. Ayaklarımı hiç denemeden tam bana uygun yapan Gizli El aklıma geldi, dedemlerin hâline gülümsedim.