KARDELENIM
VE CANIM KIZLARIM

2. Nefs-i Levvâme

İnsânî ruh, emmâre iken işlediği günahlardan ve kötülüklerden pişmanlık duyar ve kendisini kınamaya başlarsa, onun bu hâline “Nefs-i levvâme” denir.

İkinci makama yükselen sâlikin artık kalbindeki yedi perdeden birisi kalkmıştır. İbâdetlerini yapar, yasaklardan kaçınmaya, emr-i ilâhi’yi yerine getirmeye çalışır. Buna rağmen yine günah işler, fakat hemen arkasından da pişman olup tevbe eder.

Bu gibi kimseler için de iyi vaadler vardır:

“Onlar ki günahın büyüklerinden ve hayâsızlıklardan kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar işleyebilirler. Şüphesiz ki Rabbinin mağfireti geniştir.”

Bu makamın seyri “İlallâh”tır. Âlemi, berzah âlemidir. Yeri gönüldür. Hâli muhabbettir. Yolu tarikattır.

Sıfatları:

Nefs-i emmâre’nin bir kısım sıfatları hâlâ mevcut olmasına rağmen hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak görür ve bilir. Şeriat ameli ve muhabbeti eksilmez. Kötü hallerinden dolayı üzülür. Fakat o kötü sıfatlardan kurtulması gücünün dışındadır.

Zâhidler, nefsin emmâre ve levvâme derecesindedirler.

Levvâme olan nefis de kendisine zulmettiğinden dolayı ona “Zâlim” denilmiştir.

Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Onlardan kimi nefsine zulmedendir.”

Eğer tevbe ederse, Allah-u Teâlâ’nın onların günah ve kusurlarını bağışlayacağı, tevbelerini kabul buyuracağı umulur.

Nefs-i levvâme’de gizli bir riyâ ve kendini beğenme hastalığı vardır. İyi amellerini halkın bilmesini ister. Övülmekten memnun olur. Başkalarına üstün gelip ezme arzusu duyar. Bu kötü huyundan hoşlanmamasına rağmen, kalbinden de söküp atamaz.

Nefs-i levvâme’de bulunan bir kimse takvâ ehlinden sayılır. Bu makamın en yüksek derecesi ihlâstır. Ancak amellerinde ihlâs da olsa, sâlik yine de tehlikeden kurtulmuş değildir.

Buna rağmen Allah katında kudsiyet ifâde eden bir makamdır.

Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerîme’sinde:

“Kendisini alabildiğine kınayan nefse yemin ederim ki!”

Bu kınama övünülecek bir hususiyettir.

Bir insan Tarikat-ı aliye’ye kabul edildiği zaman nefs-i emmare ile girer. Bir taraftan ilim-irfan ile meşgul olurken, diğer taraftan da daimi surette nefisle mücadele halindedir. İlim cihad, ilim cihad... Ve bu suretle nefs-i emmare’yi yendiği zaman bir sıfatı küçülmüş ve bir perde kalkmış olur. Fakat Nefs-i emmare’nin büyük arzuları kökleşmiş olduğu için, bu arzuları birden söküp atamaz.

Tekrar mücadeleye mücahedeye devam eder. İlmiyle irfanıyle nefs-i levvame’yi de katettiği zaman bu perde de kalkar. İnsan nisbeten mülayimleşir, hilm sıfatına bürünür, nefs-i mülhime halini alır.

Nefs-i emmare artık o kötü sıfatlarını kaybetmiştir. Bu kayıpların sebebi de şudur:

Allah-u Teâlâ lütfuyla ona ezelden Mürşid-i kâmil’i nasip ettiği için, nasibini aldıkça ruhu kuvvet bulur. Elinden geldiği kadar hakikatı öğrenmeye gayret eder. Bir taraftan da nefsi ile mücadelesini ve mücahedesini devam ettirir.

Nefs-i levvâme’nin iki yüzü vardır. Bir yüzü nefs-i emmâreye, diğer yüzü de nefs-i mülhimeye bakar. Nefs-i emmâre’den bir bakıma yüzünü çevirmiştir, fakat tekrar meyletmesinden korkulur

buyuruyor. (Kıyâmet: 2)
buyuruyor. (Fâtır: 32)
Kınama, haset, kötü fikir, ucb, işret, halkla çekişme, kahır, temennâ, körü körüne tevekkül, gizli riyâ, makam sevgisi ve şehvet tutkusudur.
(Necm: 32)